.

.

bana mail geldi

January17

malumunuz bir süredir evimden çok bence çok ama çok uzak bir yerdeyim (ankara).

ve onlarsız her şey ama her şey çok anlamsız. gülmekten ben de yere düştüm:

çok ayrı

December31

pazartesi ve devam eden 26 gün boyunca hep bu çizgiler üzerinde olacağım. birbirine göründüğü kadar yakın değil.

A: gar
B: aşti
C: atatürk e.a.h.
D: polis evi
E: öğretmen evi
F: gazi üniv. hukuk fakültesi

posted under güç, | 4 Comments »

alınacak listesi

December17

bunlar bana 6 ay sonra alınacakların listesi. neden 6 ay sonra? çünkü nahnu bey buradan yakın zamanda çok uzaklara gidecek . o yokken bizim hayatımız zaten anlamsız olacağı için kendimi derslerime ve işlerime vermeyi planlıyorum. bu süre içinde ömer’ in ne yapacağı hakkında bir planı olmadığına emin olduğum gibi, bütün yaramazlıklarının artarak devam edeceğine de eminim. bu sabah çok pahalı, mükemmel, beyaz telefonumu su dolu sürahinin içine attığı için moralim çok bozuk. ama şikayet etmiyorum, sağlık olsun.

şimdi gelelim alacak listeme.

fotoğraf makinesi. neden 550 d istiyorum ben de tam bilmiyorum. birazcık araştırınca bu iyi dediler. aslında neredeyse 3 ay falandır hepatit ze’ ye soracağız ama hep erteleme hep erteleme.

dikiş makinası. neden dikiş makinası? çünkü onu da denemek öğrenmek istiyorum. sanırım hayatta aslında işimden gücümden, dersimden çok beni bu işler mutlu ediyor. değişik hobilere karşı da çok aç gözlüyüm. emekli olmayı bekleyemeyceğim artık.bunun hakkında da çok fikir sahibi değilim. sadece düz dikiş dikeceğim için dikmesi yeterli.

son şey ise biraz/bayağı/çok/çokçok pahalı bir şey. bilmiyorum.

6 ay sonra dünya zenginleri arasına giremeyeceğimi kim garanti edebilir?

.

bana ne olmuştu?

December8

o kadar elit bir insan oldum ki insanların arasına karışmıyor, onları ezip geçmek istiyor, her şeye burun kıvırıyorum. gözüm hep yükseklerde.
kimsenin dinlemediği şarkılar ve pek az kişinin seyrettiği dizileri takip ediyorum.
bence benim, çok yüksek rütbeli eşimin ve asil oğlumuzun yaşaması gereken yer bura.
gerçekten çok royal bi insanız.

sende de bana ait bir ciğer var, onu nasıl yapalım?

November21

canım ruhum

September8

kendim için uydurduğum gerçekten önemli olmayan on sebeple işten izin aldım bugün. hatta bir de yarını da izin aldım. çok çalışılan, çok yorulduğum veya çok çalıştığım bir zaman da değil hem de. ama şu geçen 9 günlük tatilden hepimizin de olduğu gibi hiç bir şey anlamadığım için üstümde hasıl olan asabiyetten kurtulmak ve +10 sebeple bir şekilde evde kalmalıydım.

üzerimde bir türlü grip olacağım ama olamıyorum hali vardı. yersiz hapşırmalar, gözlerimin hafifçe yanması ve dolması. havada hafif bir serinlik, gölgelerde bir üşüme hali, üstelik yeni dizilerin başlaması.. artık iyice sonbaharın gelişi belliki evin sıcaklığını özlememe sebep olmuştu. bir bardak çay, bir kitap olsaydı da içseydim, okusaydım dediysem de bu pek mümkün değildi.

ne yapsam diye hiç düşünemeyecek kadar grip olamıyorum halimdeydim. bende olayları kendi akışına bırakıp ömeri yanıma aldım ve 3,5 saat uyuduk. nasıl iyi oldu anlatamam. artık daha net düşünebiliyor, beyin kıvrımlarımın çalıştığını hissedebiliyordum.

evde ve aslında bu aralar pek çok şeyde ertelediğim o kadar çok şey vardı ve her şey kafamda iyice dağılmıştı ki. bugünün bir fırsat olduğuna ömerle ceviz yerken karar verdim. erteleme olayına bir dur demeli hemen işe koyulmalıydım. ve evi toparlamakla başladım. resmen bir ruhsal arınma yaşıyor, resmen bir kendi eat, pray, love hikayemi yazmaya başlıyordum. yani kendi ruhumu arındırmak için dünyanın bir ucuna gitmeye gerek yoktu, ruhum ve ben pekâlâ evin içinde birlikte dolaşabilirdik.

duvarların her tarafının çeşitli kalemlerle karalanmış olmasına canımı hiç sıkmadım. oyuncakların parçalanmasına, parçalarının oradan buradan çıkmasına kafamı hiç takmadım, siyah süet ayakkabımın o narin ve kadifemsi yüzeyinin üzerindeki ayakkabı izlerine ve ezilmişliğine hiç aldırmadım. öyle dümdüz bir görev bilinci ile evimi topladım, kafamı da toplamış oldum.

yarın kendi ruhsal arınma metodlarıma “at” ı da ekleyeceğim. evde kıyıpta atamadığım çok güzel kutuları ve fazlalık ne varsa atacağım. belki sürekli ölmek üzereyken hayatlarını kurtardığım çiçeklere de su verebilirim.

Hazırlanınız !

September5

yani şimdi eylül olmasa hiç yazacağım yoktu aslında. yani şimdi öyle edebiyatımsı, kız ismi olan, romantik eylülden bahsetmiyorum (evet, o türk edebiyatının ilk psikolojik romanını* neredeyse yarısına kadar bile okuyamamış, her seferinde erik yemişim de beni bir nemli hava basmış gibi bişey olmuştu). hava biraz serinleyince insan beyni daha iyi çalışıyor gibi oluyor (sanki) o yüzden. bir üşümek bir titremek beni kendime getiriyor (sanki).
gecenin bu vakti eylülün geldiğini anlamam, sabah markette gördüğüm yeşil mandalina yüzünden olabilir.

bir kaç gündür, belki bir haftadır çok tuhaf hissediyorum. sebebi de saçımda toplam sayısı 3 olan beyaz saçlar. şimdi şuradan itibaren hislerimi anlatacak tek cümle kuramayacağım ya da yazdığım kitabın bir filmini yapacaklar.

kimse benim 4 yaşımı hatırladığıma pek inanmaz. o zamanlar izmir’ deki evimizin yeşil boyalı duvarında bir derginin verdiği poster gibi bir şeyi çerçevelettirip asmışlardı. resimde koyu mavi bir deniz kenarının çerçevenin sol köşesine denk gelen yarı kuru bir ağaç vardı. ve üzerinde;

    “Hazırlanınız!
    Başka, daimî bir memlekete gideceksiniz.
    Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir. “

yazıyordu.

anlaşılan o ki beyaz saçlarım için kitaba gerek kalmamış.

dünyada söylenmemiş cümle de bırakmamışlar ki.

*türk edebiyatının ilk psikolojik romanı Eylül, Mehmet Rauf. (saygıyla)

Ben güne nasıl başladım?

July19

July15

Pink Martini – Donde Estas Yolanda

tuzlu değil şekerlisi benim olsun.

July11

göğe bakalım

” … durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım ”

.

« Older Entries