-burası editlendi-
bu kadar geç yazdığım için üzgünüm. bunun için eğer çocukluğumla karşılaşsaydım; ilk vereceğim öğüt; verdiğin sözleri tut, hiçbiyere geç kalma olurdu. sonra sanki herşeyi kucaklayıp herkesi kurtaracakmış muamelesi yaptığım kollarımla sarılır, saçıyla oynardım. derdim ki; hani bu üçüncü katta oturan yalçın var ya, hani senden bi yaş küçük ama seni dövebilen, işte ona sende vurmalısın.sebebini açıklayamıyorum belki yıllar sonra ilk hatırladığım şeyin bu olmasındandır.
sonra gözleri açılıp kapanabilen büyük oyuncak bebeklerin aslında bi anlamı yok derdim. her seferinde marangoz daha yeni kesmiş kokusunu alabildiğin küp küp tahtalar, resim malzemesi yaptığın bütün tahıllar daha değerli derdim. bu topuklu ayakkabı ve rahat ayakkabı farkına benzer derdim. anlamazdı tabi. elini tutar gülümserdim. herşeyi de benden beklemesin kendi yolunu bulsun isterdim, öperdim:)
“>bu meksika dalgasında kollarımı neden bu kadar geç kaldırdığım şöyle dursun(onu da anlatıcam)sevgili Remedios‘un dirseğinden nedense yandan gülümseyişli, saçını iki yanda toplamış bir çocuk edası ile bu dokunuşu alıyorum. biraz sonra ama sadece biraz sonra.
ben de nice yıllara diyeyim
bkz: nahnudan al haberi