bu sefer boşa vakit geçirmek yok, bir sürü bişey yapmalıyımla başlayan yıllık iznimin ikinci bölümünde, hiçbişey yapamamaktan,sabah sıcaklığından, akşam üstü şiddetli rüzgarından dışarı bile çıkamayıp, bu sabahın şu saat 7si itibariyle ‘burada olmamalıyıma karar verdim.
ekmek almaya gideyim.
Temmuz, 2007 Arşivleri
lisan-ül gayb
by 9 ay, 2 hafta evvel , departman: uçan tekme, düşünce uçuşması ve teras. 2beynimde neler olup bitiyor bilmek istiyorum.herşeyi herşeye benzetiyor, olmadık sonuçlar elde ediyorum. en son terasta hızla arkamı döndüğümde (neden hızla döndüysem) iki tepenin arasından güneş batarken,tepedeki küçük ağacımsı, çalısal oluşumları, sıra sıra giden deve kervanına benzettim. duvardaki hiçbir deterjanın çıkaramadığı çivi sonrası lekeleri; kertenkele, hamamböceği, envai tür örümceğe benzetmelerimi saymıyorum.
” susuz çölde kaldın serap görüyorsun sen ” desen niye deve, kervan göreyim.
” aklın fazla çalışıyor dinlenmelisin sen ” desen, bu sefer gözünde bir mor leke görmen muhtemeldir. durduk yerde kötü olmayalım.
bu süperdi! ![]()
evde sessiz sakin otururken dışarıda bir gürültü koptuğunun farkındaydım. pek oralı değildim, ta ki evin içindeymişcesine yüksek bir sesle patlayan havai fişeğe kadar. hayır korkudan yere yatmadım, olduğum yerde dondum kaldım. peşpeşe bir kaç taneden sonra terasa çıkıp olanı biteni anlamaya, bir düğün varsa hemen gitmeye karar verdim. maksat etli pilav. akşam vakti siz deyin 20, ben diyim 30 tane çocuğun “Allah Allah Allah ” nidalarıyla bizim evin kapısını zorladıklarını gördüm. beni görünce en yüksek, incecik, çığlık kıvamında hep bir ağızdan “şivlilik” diye bağırdılar. o zaman tabiri caiz ise “kafaya dank ” etti. önceki şivlilik gününde acemiyken, hiçbişey almadığımdan kapıyı açıp açmamakta tereddüt etmiştim.
oysa şimdi terasta durmuş, kapıyı yüklenerek açmaya çalışan bu askerlere, damdaki gelin edasıyla şekerleri saçıp savurmak istedimse de, bu evde yalnız bir kiracı olduğum ve bahçedeki çiçeklerin ne kadar değerli olduğunu aklıma getirmiştim.
şivlilik diğer şehirlerde zuhur eden bir olaymıdır bilemiyorum. ilk defa Konya’da gördüm. üç ayların başlangıcını kutlamanın en süper hali diyebilirim. bayram gibi. başımın üstünde hilal, görebildiğim en uzak noktaya kadar havai fişek olsun, uçan ve parlayan ne varsa hepsini görebiliyordum (teras görüş alanı:270 derece
. aşağıdaki kapıya inip, şekerleri sıraya girmelerini filan beklemeden kapışma usulü ile verdim yani vermedim. aldılar.
ateş yaktılar. kızkaçıranmıydı neydi ondan patlattılar. kendi etrafında çılgınca dönen, ateşi savuran, adını bir çocuğun; ” işte torpil bu! ” demesiyle öğrendiğim şeyi yakıp, üstüne gidip, kaçarak, aynen kovboyların topuklara ateş edip dans ettirmeleri gibi kaçıştılar. bir haftadır marketlerde satılan fenerlere de bu grubun “fener alayı” diye sokaklarda gezmesiyle anlam kazandırdım. bir kısım fener alayı diye bağırırken aradan “akp” “mhp” seslerini de duydum:) bu çıkan sesler annelerinin sansürlemesi ile son buldu. hâlâ devam ediyor.
üç aylarınız mübarek, Recep’e, Şaban’a, Ramazan’a selam olsun.
hâlâdan biraz sonraki edit: yangın var diye bağıran çocuk seslerini de ciddiye almamıştım, meğer yaktıkları ateş boş arsanın yarısını yakmış. itfaiye geldi. onun sesini ciddiye aldım. ![]()

evin sağ tarafındaki ve sol tarafındaki, hatta önündeki evlerin teraslarında beslenen güvercinlerin, gittikçe küçük tavuklara benzemeye başladıklarını düşünüyorum. tabiki bütün gününü çatıda yürüyüş yaparak geçiren güvercin bunlar, bazen toplu halde çatıda güneşin batışını seyrediyorlar. perdeyi açar açmaz göz göze gelmesek, uyurken pencereye çarpıp “kim var orada ” şaşkınlığıyla yataktan fırlayışıma sebep olmasalar aslında tatlı bile olabilirler.
bir de mesela; öne bakarmış gibi duruşlarında anatomik olarak yana da bakabildiklerini gözgöze gelince anlamak da kötü. hiç gözünü de kaçırmıyor.
bir diğer tavuğa benzeme çabasını da İstanbul martılarında görmekteyiz.
bu çizgi filmde sabun köpüğü baloncuğu içinde yaşayan, uzun saçlı bir kız vardır. filmin kahramanından çok onu severiz. ateşten bişey de vardı. onu sevmeyiz. başında küçük bir pervaneyle uçabilen ve aynı anda dans eden bir kedi vardı. onu yorumsuz bırakırız. bir tür -aslında öyle bi tür olmasın- korku çizgi flimiydi bu. bi bölümünde cüzzamlı birisi vardı mesela, kaç gün rüyalarıma girmiş, yıllar sonra hastalığı bi hocadan dinlerken yine o bölüm aklıma gelmişti.
şimdi filmi çekilecekmiş. ben gitmem.
başlayışındaki şarkıyı birazcık dinleyince clementine’deki ikinci e harfinin ö şeklinde okunduğunu farkettim, bunun sarsıntısı içindeyim. ismin tüm zarifliği gitti.
çok uzun bi yazı yazasım var.






En son konuşanlar
DarK
n., hatice, çiLeKli
kuponadam
Elif, uragan, uyuyang [...]
ali usta
n., kuponadam