okuldayken, bilgi, düşünce genişliği ve akıl bakımından keşke biraz daha “olsaymış” dediğim hocalarımın, nasıl olupta orada olabildiklerine hayret eder, söylesemde anlamayacak zaten diye düşünüp, haklı olduğum meselelerde bile konuşmaktan vazgeçtiğim zamanların aynısını bugün pınar kür’ü seyrederken yaşadım. dar ve geri kafalılığı yüzünden bildiğinden şaşmayan, yine kendinden başka birşey göremeyen ego şişmanı teyze rolünü oynayıp tırnaklarımı yedirtmiştir.
okul zamanında hocalara söylemeyip mazideki yaralarım - bilinç altındaki baskılanmış cümlelerim- bu hanım’ın sayesinde yavaş bir terapi gibi ortaya çıkıyor. sorun şu ki terapiye ihtiyacı olan aslında ben değildim
ne oldu bana deyip hiçbir şey düşünmeme günlerime geri dönmek istiyorum.
Elimizi omzuna atıp tenefüslerde birlikte gezmek istediğimiz Marion Cotillard ile “bu şarkı bana bir filmi hatırlatıyor ” dediğimiz şarkı ve o filmlerin hepsi biraraya geldi. Çok karışık oldu ama Jeux D’enfants desek, oradaki kız desek ve işte o şarkı desek belki hatırlatabiliriz. İşte o filmdeki çalan şarkının gerçek sahibinin hayatını anlatan bir film yapıldı ve bizim arkadaşımız rolünün başındaydı.
Anlayanlar anlamayanlara anlatsın, hala anlamayanlar hiç durmasın şarkıyı çalsın.
aslında birçoklarının hafta içi denilen zaman müddetinde, hayalini kurup bekledikleri hafta dışı/sonu günleri yine bazı birçokları için geçerli değildir. geçen bir ay boyunca benim içinse hiç geçerli değildi. onun yerine salı, çarşamba ve diğer muhtelif günler bizim evde oturduğumuz günler oldu. zaten günleri bölmekde zaman kaybı gibi, yani şu günler çalışırız şu günler tatil yaparız demek, biraz ömürden çalmak demek bana göre. çünkü böyle gruplayarak hayatımızı; standart, düz, sıkıcı bir yaşama dönüştürürüz.gibi gibi.
herneyse. bunlar garip gelebilir ama yağmurda koşmayan bizim gibiler için gariplikler daha güzeldir. ikinci herneyse. işten eve dönerken yürüdüğüm yolda, kimi zaman köpeklerden kimi zaman arkamı dönüp hiç ne olduğuna bakamadığım, çalıların arasında sadece kıpırdanma sesini duyduğum birşeyin, köstebek, kirpi ya da hiç bilmek istemediğim bir çeşit sürüngenden kaçarcasına olağanca hızımla yürürken, bir atla burun buruna geldim. sonra bu harika şeyin benim yolumdan gitmesine izin vererek -elbetteki korkudan- yolumu çevirdim. herkesin araba kullandığı, benimse ayaklarımı kullandığım yolda atla gitmekte güzel birşey olsa gerek diye düşündüm.
üçüncü herneyse. birkaç arkadaşımla marketten çıkarken, ve ilk defa gördüğüm bir parkın hakkında güzelmiş diye düşünürken, arkamızdan bir adam ” bayan çorabınızı düşürdünüz ” diye bağırdı. o anki halim ne akıl olarak ne de ruhi bakımdan, “çorap düşürmenin” nasıl olabildiğinin tahayyüllüne bile varamazken, marketten alınmış bir çorabın düştüğünün anlaşılmasıyla karşımızdaki adamında duruma içten içe gülmesiyle bu garip günler zincirini tamamlamış olduk.
burada gökten büyük pamuk topları halinde yağan kar var. kar; birçok insanı aynı anda mutlu edebilen birşeydir diye daha önce kaç kez söylediğimi ve daha sonra kaç kez söyleyeceğimi bilmeden, huzurun; hazırlığı bitmiş bir kahvaltının, bardağa dökülen ilk çayının sesinde olduğunu keşfettim.
çocukluğumun korkulu rüyalarının sebebi. onlardaki; birini görünce donup kıpırdayamama hali nedense bana da olur. gözgöze geldiğimiz an sadece gözlerimizle nereye kaçacağımızı tayin eder ve bir daha görüşmesek iyi olur deyip ayrılırız. olmadı, olmadık bir yerde karşılaşmak durumunda birbirimizi görmemezlikten gelmek, sağlığımız için daha iyi bir yoldur.
etraftakiler her korktuğum küçük boyuttaki hayvan için; korkma bak çok zararsız deselerde, en son bunlardan bir tanesini çatının birleştiği yerden süpürgeyle öldürmeden iteleyerek terastan aşağı uçurdum.
duvardaki çiviyi bunlardan biri zanneddip gözlerimi kaçıra kaçıra bakacak/bakamayacak kadar da hayal gücüm süperdir.
pek bişey düşünmeyeyim bugün eylemsizliğimin içindeyken karşıma çıkan, geçmişi düşünenlerin önüne baktığı, geleceği düşünenlerin de gökyüzüne baktığı film. durduk yerde güldük. keşke benim de bir filmim olsa da, böyle de güzel bir sitesi olsa
başıma kötü bir dalgınlık musallat oldu bugünlerde. tuzluğu biryerlerde unutup koyduğum yeri bulamamaktan, kumandayı televizyonun olmadığı başka bir odada bulmamdan tutalımda en son, az önce ev sahibine, o kadar parayı sayıp sayıp yanlış vermeyeyim diye hazırlayak gittiğim evden, paranın yarısını verip gelmeme kadar kötü bir dalgınlık bu. size göre sebebi uykusuzluk mudur ya da çok çalışmaktan mıdır bilemiyorum. bana göre de proteinsizlik bile olabilir.
ev sahibinin karısı da “leylalarda olur böyle” deyip güldü bana.
hafta içi evde olduğum günler öğlen ya da o vakit diliminde, önce seçeneksizlikten, sonra bilerek ve isteyerek heidiyi seyretmeye başladım. kendimi; onun minik çıplak ayaklarıyla merdivenden, dağlardan, bulutlardan, oradan buradan atlaya zıplaya gelmesine, çok acıkmış ve iştahlı halleriyle, bizim hayali tat alabildiğimiz üstünde dumanı tüten ekmekleri yemesine , komik saflığına, tombikliğine ve şaşkınlığına dalmışken yakaladım.
geçmiş zaman haleti ruhiyesine bürünmek o ekmeklerin hayaliyle daha kolay oldu sanırım.
öğleden sonraları da zorro var, yine başka seçeneğimizin olmadığı bir saat diliminde hem de.
En son konuşanlar
n., uragan, kuponadam [...]
uragan
DarK
n., hatice, çiLeKli
kuponadam
Elif, uragan, uyuyang [...]