.

.

alınacak listesi

December17

bunlar bana 6 ay sonra alınacakların listesi. neden 6 ay sonra? çünkü nahnu bey buradan yakın zamanda çok uzaklara gidecek . o yokken bizim hayatımız zaten anlamsız olacağı için kendimi derslerime ve işlerime vermeyi planlıyorum. bu süre içinde ömer’ in ne yapacağı hakkında bir planı olmadığına emin olduğum gibi, bütün yaramazlıklarının artarak devam edeceğine de eminim. bu sabah çok pahalı, mükemmel, beyaz telefonumu su dolu sürahinin içine attığı için moralim çok bozuk. ama şikayet etmiyorum, sağlık olsun.

şimdi gelelim alacak listeme.

fotoğraf makinesi. neden 550 d istiyorum ben de tam bilmiyorum. birazcık araştırınca bu iyi dediler. aslında neredeyse 3 ay falandır hepatit ze’ ye soracağız ama hep erteleme hep erteleme.

dikiş makinası. neden dikiş makinası? çünkü onu da denemek öğrenmek istiyorum. sanırım hayatta aslında işimden gücümden, dersimden çok beni bu işler mutlu ediyor. değişik hobilere karşı da çok aç gözlüyüm. emekli olmayı bekleyemeyceğim artık.bunun hakkında da çok fikir sahibi değilim. sadece düz dikiş dikeceğim için dikmesi yeterli.

son şey ise biraz/bayağı/çok/çokçok pahalı bir şey. bilmiyorum.

6 ay sonra dünya zenginleri arasına giremeyeceğimi kim garanti edebilir?

.

bana ne olmuştu?

December8

o kadar elit bir insan oldum ki insanların arasına karışmıyor, onları ezip geçmek istiyor, her şeye burun kıvırıyorum. gözüm hep yükseklerde.
kimsenin dinlemediği şarkılar ve pek az kişinin seyrettiği dizileri takip ediyorum.
bence benim, çok yüksek rütbeli eşimin ve asil oğlumuzun yaşaması gereken yer bura.
gerçekten çok royal bi insanız.

canım ruhum

September8

kendim için uydurduğum gerçekten önemli olmayan on sebeple işten izin aldım bugün. hatta bir de yarını da izin aldım. çok çalışılan, çok yorulduğum veya çok çalıştığım bir zaman da değil hem de. ama şu geçen 9 günlük tatilden hepimizin de olduğu gibi hiç bir şey anlamadığım için üstümde hasıl olan asabiyetten kurtulmak ve +10 sebeple bir şekilde evde kalmalıydım.

üzerimde bir türlü grip olacağım ama olamıyorum hali vardı. yersiz hapşırmalar, gözlerimin hafifçe yanması ve dolması. havada hafif bir serinlik, gölgelerde bir üşüme hali, üstelik yeni dizilerin başlaması.. artık iyice sonbaharın gelişi belliki evin sıcaklığını özlememe sebep olmuştu. bir bardak çay, bir kitap olsaydı da içseydim, okusaydım dediysem de bu pek mümkün değildi.

ne yapsam diye hiç düşünemeyecek kadar grip olamıyorum halimdeydim. bende olayları kendi akışına bırakıp ömeri yanıma aldım ve 3,5 saat uyuduk. nasıl iyi oldu anlatamam. artık daha net düşünebiliyor, beyin kıvrımlarımın çalıştığını hissedebiliyordum.

evde ve aslında bu aralar pek çok şeyde ertelediğim o kadar çok şey vardı ve her şey kafamda iyice dağılmıştı ki. bugünün bir fırsat olduğuna ömerle ceviz yerken karar verdim. erteleme olayına bir dur demeli hemen işe koyulmalıydım. ve evi toparlamakla başladım. resmen bir ruhsal arınma yaşıyor, resmen bir kendi eat, pray, love hikayemi yazmaya başlıyordum. yani kendi ruhumu arındırmak için dünyanın bir ucuna gitmeye gerek yoktu, ruhum ve ben pekâlâ evin içinde birlikte dolaşabilirdik.

duvarların her tarafının çeşitli kalemlerle karalanmış olmasına canımı hiç sıkmadım. oyuncakların parçalanmasına, parçalarının oradan buradan çıkmasına kafamı hiç takmadım, siyah süet ayakkabımın o narin ve kadifemsi yüzeyinin üzerindeki ayakkabı izlerine ve ezilmişliğine hiç aldırmadım. öyle dümdüz bir görev bilinci ile evimi topladım, kafamı da toplamış oldum.

yarın kendi ruhsal arınma metodlarıma “at” ı da ekleyeceğim. evde kıyıpta atamadığım çok güzel kutuları ve fazlalık ne varsa atacağım. belki sürekli ölmek üzereyken hayatlarını kurtardığım çiçeklere de su verebilirim.

Hazırlanınız !

September5

yani şimdi eylül olmasa hiç yazacağım yoktu aslında. yani şimdi öyle edebiyatımsı, kız ismi olan, romantik eylülden bahsetmiyorum (evet, o türk edebiyatının ilk psikolojik romanını* neredeyse yarısına kadar bile okuyamamış, her seferinde erik yemişim de beni bir nemli hava basmış gibi bişey olmuştu). hava biraz serinleyince insan beyni daha iyi çalışıyor gibi oluyor (sanki) o yüzden. bir üşümek bir titremek beni kendime getiriyor (sanki).
gecenin bu vakti eylülün geldiğini anlamam, sabah markette gördüğüm yeşil mandalina yüzünden olabilir.

bir kaç gündür, belki bir haftadır çok tuhaf hissediyorum. sebebi de saçımda toplam sayısı 3 olan beyaz saçlar. şimdi şuradan itibaren hislerimi anlatacak tek cümle kuramayacağım ya da yazdığım kitabın bir filmini yapacaklar.

kimse benim 4 yaşımı hatırladığıma pek inanmaz. o zamanlar izmir’ deki evimizin yeşil boyalı duvarında bir derginin verdiği poster gibi bir şeyi çerçevelettirip asmışlardı. resimde koyu mavi bir deniz kenarının çerçevenin sol köşesine denk gelen yarı kuru bir ağaç vardı. ve üzerinde;

    “Hazırlanınız!
    Başka, daimî bir memlekete gideceksiniz.
    Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir. “

yazıyordu.

anlaşılan o ki beyaz saçlarım için kitaba gerek kalmamış.

dünyada söylenmemiş cümle de bırakmamışlar ki.

*türk edebiyatının ilk psikolojik romanı Eylül, Mehmet Rauf. (saygıyla)

Ben güne nasıl başladım?

July19

July11

göğe bakalım

” … durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
şu aranıp duran korkak ellerimi tut
bu evleri atla bu evleri de bunları da
göğe bakalım ”

.

bura dünya – 2

May20

yarın ankara’ da 2 sınavım var. sınav zamanları yıllardır hiç değişmemiş meğersem. hep bi temizlik yapma, gereksiz yemek yapma, kitap okuma, hiç seyretmediğin diziyi seyretme..

doğru düzgün çalışmadım. insan biraz pişman olur, vicdan azabı çeker.

o da yok.

ilanen duyrulur

May16

bu fotoğrafı ben çekmedim. bu göle neredeyse bir km yol kala benim yerinde ve hatta çok yerinde korkularım yüzünden gidemedik. arabanın kuvvetle muhtemel geri gitme, takla atma ihtimalleri, tekerin hemen 1 cm ötesindeki uçurum.. dağın tepesinde hayal ettiğim göl meğer arkasındaymış ve o kadar çıkılan dağın bir de inişi varmış. iyiki de gitmedik. iyi ki de. iyikide.

o yolu düzeltsinler, fiziğe aykırı.

kelime salatası

April28

bu haftanın konusu şizofreni ve psikotik bozukluklar. çok kalın bir kitabın özetini bitirmek üzereyim ve bakışlarım artık donuk. bazen kendi kendime gülümsüyorum ve her an saldırganlaşabilirim. dünyanın en ilginç hastalığı bence bunlar. zaten bir de çay isteyemiyorum. of demem.

ne zamandır şu soruya verilecek cevabı düşünüyorum bugün yazayım artık dedim:

direk çocukluğumdan başlayayım;
1- toplamda 5 senelik ilkokulu 4 farklı şehir ve okulda okudum. mesela birinci sınıfım ağrı dağının eteklerindeydi. hep takdir aldım ve hiçbir şeye yaramadı sonra :P
2- çok sakin göründüğümü söylerler (sadece görünüş, aldanmayın)
3- karşıdan karşıya geçmek en büyük korkularımdan biridir (herkes biliyor aslında)
4- hep ertelerim, sonra çok pişman olurum ve yine ertelerim
5- hayvanları uzaktan severim ( bir kez kaplumbağaya dokundum)
6- çaydan başka madde bağımlılığım yok. hatta nasıl olduğu bile hiç önemli değil. açık, demli veya daha demini almamış, hiç mühim değil getirin içerim.
7- bazen çok inatçı oluyormuşum.
8- hiç süt içmem.
9- artık hiç kitap okuyamıyorum.

9 tane olmuş aklıma gelirse buraya ekleyeceğim. düşüniyim.

bilmediklerinizi de sorun arkadaşım.

5300 gr

April25

Selam gençler!
Ne yazim, ne yazim de cümleye “uzun zaman oldu .. ” diye başlamayayım diye düşünüyordum. şu ana kadar bir baş cümle bulamadığımdan konuya pat diye başlıyorum; çok değişik, çok süper haberlerim var aslında, mesela bir koltuk sahibiyim artık ama neyse ki hala hepimizin bir gün emekli olacağı gerçeğini, unutmadan sahip çıkıyorum oraya. artık çayımı getiren biri var diye de hava atacağım ama o, işte o biraz zor oluyor. yaşça benden çok büyük ve çay tepsisini sanki bir ömür boyudur taşıyormuşcasına kamburlaşmış bir amcadan çay isteyemiyorum. çok utanıyorum. yani misafirim olursanız bir zahmet çayımızı termosta demleyip getiriverin canlarım.

bugünlerde çok sıkıntılıyım. ne alaka olabilir bu haberlerden sonra ama acayip bir şey. dolunaydan mıdır, burçtan mıdır bilmiyoruz. araştırıyoruz habire. neyse işte bunları düşündüğüm tam bu sırada elimde önce ahududulu sonra karamelli dondurmayla şu yazıya rastladım, ben çok güldüm siz de gülün :

” Dünyadaki toplam kilo aşağı yukarı sabittir ve tıpkı enerji gibi asla kaybolmaz. Çünkü bir insanın verdiği kiloları aynı anda bir başkası alır. Mesela Sibel Can’ ın verdiği kiloları, sanatçının bu yeni halini televizyon karşısında bir şeyler yiyerek onaylayan (“Ooo çok zayıflamış!”) bir başka kadın alır. Bir iki ay sonra bu kadının verdiği kilolarıysa Sibel Can geri alır. Bir ömür boyu düzenli kilo alıp vermek kolay değil. Sibel can bir batında 6-7 kilo alıp vermeyi, nefes alıp verme ritminde başarabilen ve kilo alıp verme maceralarını bizlerle paylaşabilen samimi bir sanatçı. Vücudu tamamen stabil olmasına rağmen Ebru Şallı gibi belirsiz gramajlar yüzünden ortalığı telaşa verip sağa sola pilates topu yuvarlamıyor. Onun için kilo alıp vermek bir yaşam biçimi. Neşe içinde alıp veriyor kilolarını. ”

Fırat Budacı, 100 gram, Uykusuz.

« Older Entries