December8
o kadar elit bir insan oldum ki insanların arasına karışmıyor, onları ezip geçmek istiyor, her şeye burun kıvırıyorum. gözüm hep yükseklerde.
kimsenin dinlemediği şarkılar ve pek az kişinin seyrettiği dizileri takip ediyorum.
bence benim, çok yüksek rütbeli eşimin ve asil oğlumuzun yaşaması gereken yer bura.
gerçekten çok royal bi insanız.
September5
yani şimdi eylül olmasa hiç yazacağım yoktu aslında. yani şimdi öyle edebiyatımsı, kız ismi olan, romantik eylülden bahsetmiyorum (evet, o türk edebiyatının ilk psikolojik romanını* neredeyse yarısına kadar bile okuyamamış, her seferinde erik yemişim de beni bir nemli hava basmış gibi bişey olmuştu). hava biraz serinleyince insan beyni daha iyi çalışıyor gibi oluyor (sanki) o yüzden. bir üşümek bir titremek beni kendime getiriyor (sanki).
gecenin bu vakti eylülün geldiğini anlamam, sabah markette gördüğüm yeşil mandalina yüzünden olabilir.
bir kaç gündür, belki bir haftadır çok tuhaf hissediyorum. sebebi de saçımda toplam sayısı 3 olan beyaz saçlar. şimdi şuradan itibaren hislerimi anlatacak tek cümle kuramayacağım ya da yazdığım kitabın bir filmini yapacaklar.
kimse benim 4 yaşımı hatırladığıma pek inanmaz. o zamanlar izmir’ deki evimizin yeşil boyalı duvarında bir derginin verdiği poster gibi bir şeyi çerçevelettirip asmışlardı. resimde koyu mavi bir deniz kenarının çerçevenin sol köşesine denk gelen yarı kuru bir ağaç vardı. ve üzerinde;
“Hazırlanınız!
Başka, daimî bir memlekete gideceksiniz.
Öyle bir memleket ki, bu memleket ona nisbeten bir zindan hükmündedir. “
yazıyordu.
anlaşılan o ki beyaz saçlarım için kitaba gerek kalmamış.
dünyada söylenmemiş cümle de bırakmamışlar ki.
*türk edebiyatının ilk psikolojik romanı Eylül, Mehmet Rauf. (saygıyla)
May20

yarın ankara’ da 2 sınavım var. sınav zamanları yıllardır hiç değişmemiş meğersem. hep bi temizlik yapma, gereksiz yemek yapma, kitap okuma, hiç seyretmediğin diziyi seyretme..
doğru düzgün çalışmadım. insan biraz pişman olur, vicdan azabı çeker.
o da yok.
December22
nasıl olacağını bilmiyordum. ne yapacağımı bilmez bir haldeydim. boş boş bakıyordum. ya bu diyardan gidecek ya da bu deveyi güdecektim.
saçım beyazlayacak sandım.
kalkıp çiçekleri suladım.
November16
çocukluğumun çekyat altında saklanan pasta tarifleri kitabı geliyor aklıma. çok isteyipte buralarda olmadığını anladığım şeylerde böyle oluyor. en sonunda sanayiye gidip herşeyi kendim yapmaya başlayacağım.
kimi zaman marangoz, kimi zaman terzi olmak istiyor bu gönül. otur oturduğun yerde diyen annem geliyor aklıma da, kendime geliyorum, pek iyi oluyor.
June7
yani, şimdi söze nereden başlayacağımı bilemiyorum. çok fazla önemli haber olunca bir süre sonra duyarsızlık başlıyor bittabi. işte o duyarsızlığın içinden önemsiz bir haber de; okuduğum bir kitabı tekrar okumaya başladığım. bunun dışında sürekli, iki kat tutkal, elli kat vernik. başka da bir şey yok.
“… Fakat ben eski Hayri değildim. Hayat benim için iki eli cebinde uydurulan bir masaldı. ”
Hayri İrdal
May26
bazen aya gidip oradan buraları seyredebilme gibi bir şeyimiz olsaydı, büyük ihtimalle gazetelerde “aydan atladı” gibi intihar haberleri olurdu.
zaten yükseklik korkum var.
May11
hoş, sabah sabah da olsaydı aynı etkiyi yapacaktı bende.
“Resulullah süper bir insandı, ben o kadar değilim.
Resulullah yolda Ebu Bekir’i görse ‘Es Selamu Aleyküm Ya Sıddık’ derdi,
ben yolda Ebu Bekir’i görsem tanımam.
… ”
“Resulullah Azrail’i yolda görse tanırdı;
ben Azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.
Resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey Allah’ın Resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız? ”
Ah Muhsin Ünlü
ah ki ne ah..
April16
dün markette bir teyze, hayretler içinde elindeki portakalı inceliyordu. herkesin burnuna ” şunu bi kokla ” diyerek portakalı çarptırıyordu. ben de arkada gizliden ne olup bittiğini anlamaya çalışıyordum. teyze ilk defa, portakal çiçeği görmüş meğer. yaklaşınca çiçeğin kuru ve minicik olduğunu gördüm.
ortaokula giderken büyükçe bir portakal ağacı bahçesinden geçerdim. bahar gelince bahçedeki yürüyüşümü yavaşlatırdım. çocukların çoğu o çiçeklerden kolye yapardı. ben de, o çiçekler portakal olacak diye dokunmaya korkardım. kokusunun güzelliğini anlatabilmem mümkün değil. hani ölmeden önce insanlar yapılacak şeylerin listesini yaparlar ya, bence islamın ve imanın şartlarından sonra insan, hayatında en azından bir kez bahar ayında portakal ağacı bahçesini gezmeli.
çiçeklerden kolye yapmalı.
April8
paralel evrendeki diğer ben’in ismine nalternatif koydum
bugün tam 3 saat uyumuşum. 7-8 aydır hiç gündüz uyumamıştım. uykumdan dinlenmiş olmamı bekliyordum ama aksine çok yorgun kalktım. ama buna rağmen şunu da yapayım bunu da yapayım diyerek günlerdir bitmeyen bişeyleri bitirdim. hatta yeni yapacağım şeylerin listesini yaptım.

buna da bugün başladım daha bitmedi.


döşeme de bu fotoğrafta birleşti. hoşuma da gitti. bunlar hakkında söyleyeceğim bişey yok.
