'çok acıklı' Departmanı


28
Mar
2008

yorgun samuray

yorgun samuray/tramvay


18
Mar
2008

kimseye etmem şikâyet*

yeni ev ve çalıştığım yer arasındaki bir saatlik mesafe boyunca yeniden tramvay+otobüs içi insan manzaralarının seyrine şahitlik eder oldum. iş çıkışı özellikle bütün gece çalışıp sabah çıktığım vakitlerde bu mesafeyi ayakta geçirmek çok zor. tam da öğrenci ve işe gidenlerin olduğu bu saatte çaresizliğimden yakın bir durakta inecekmiş gibi duran bir teyze belirliyorum. uykusuz gözlerimle arada bir nerede inecek tahminleri yürütüyorum. benim inmeme bir durak kala iniyorlar genelde ya da benden daha vahim gördüğüm kişilere bırakıyorum koltuğu. geçen gün işe giderken -bu öğleden sonraki bir vakitti- iki koltuğu kaplayabilecek kadar hacimli bir teyze önümdeki boşalan koltuklara ayakta duran arkadaşlarını davet edip onlara salondaki koltuğunda misafir ağırlarcasına koltukları ikram etti. bir sonraki boşalan koltuğa adımımı atacakken de yine ne yazıkki, yine, bir önceden rezerveye maruz kaldım. yorgundum, uykum vardı ve 72. sabıra gelmiştim.

umutsuzca oturmaktan vazgeçip biraz ileri yürüdüm bu ne kısmettir ki önümdeki koltuk boşaldı. nereden ve nasıl bir hızla geldiğini anlayamadığım küçük bir çocuk oturdu bu sefer.

gerçekten vazgeçmiştim. kolum askıda kalmış, boynum bükük ve gözlerimdeki uykuyla (daha ne kadar acındırabilirim :) ) ve sanki bütün tramvayla aynı durakta indik, içerde kalıp “bu da benim, bu da benim” diye diye bütün koltuklarda son durağa kadar oturasım geldi.

ben, oturarak güne giden teyzelerin ne tür pastalar yiyeceklerini hayal ederken, yer vermemek için camdan dışarı bakanlar da kendilerini görmedim sanmasınlar.

*


18
Mar
2008

geçmiş günlerden

yazmayalı hatta bilgisayarı açmayalı okadar uzun zaman oldu ki klavyede harflerin yerini bulamaz hale gelmişim.

geçen 3 haftadır toplamda iki ev taşıdık ve ailemiz tam çitlemelik çekirdek aile olabildi sonunda. çatı katına veda etmek hiç zor olmadı benim için. bunun sebebi; insanın bir evin içinde şu köşedede şu anımız var diyeceği bir insanın olmaması belki. iki yıldır “bana sürekli bakmazsan seni de yakarım, böreği de yakarım” diyen fırınımla, uyurken sarıldığım kaloriferle, olmadı taklalarıyla beni uyandıran tavuksu güvercinlerle olan anılarımsa gözlerimi hiç dolduracak cinsten değillerdi.

taşınmanın da tuhaf bir tarafı var. uzun zaman önce kaybedilen kalemi bulma, kitapların arasına sıkışmış bir fotoğraf, ilkokul defterleri çocukluktan kalma bir kaç parça yokluğunu farketmeyeceğimiz küçük şeyler, kısıtlı eşya toplama zamanında, anlık gülümseten şeyler oluverdiler.

kısa ama yorucu yolculuktan sonra yeni eve gelmekte tam bir karışıklık oldu. neyi hangi kutuya koyduk telaşı, bütün kutular açıldı ama aradığımız şeyi hala bulamadık gariplikleri..
ve toz. sarıp sarmalanan herşeyin içine bile girecek kadar çok toz.

şimdilik uyandığımda neredeyim kafa karışıklığımın dışında herşey düzene girdi sayılır.


11
Ock
2008

buz yürüyüşü

elmalı pastanın üstündeki pudra şekeri kıvamına gelmiş, kar görünümlü buzun üzerinde kaydım. düştüm. hafif atlattığımı düşünmüştüm lakin acısı sonra çıkarmış bu düşmelerin. sol kolumu hareket ettiremiyorum.




Nedir ?

iletişim

. - N. taklitin ilk t'sinden son t'sine kadar, her türlü şeklinden sana sığınırım Allahım.

← yalan menü

Arama