'gece yürüyüşü' Departmanı


04
May
2008

özlem/mahur/en sevdiğim

mayısta bitti sayılır.

“durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar,
şu aranıp duran korkak ellerimi tut.
bu evleri atla, bu evleri de bunları da
göğe bakalım.

bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin
seni aldım bana ayırdım, durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
durma göğe bakalım ”

göğe bakma durağı/t.uyar


04
May
2008

yağmur

Allah’ın işine karışma, bırak ıslansın laleler.

bırak ıslansın laleler


29
Nis
2008

bugünlerde

> dün bütün bir kış hasta olmadım demiştim. bugün hasta oldum 8O

> tramvayda artık bana hep yer veriyorlar, inmeyecek olanlar kapının önünde durmuyor, kimse yüksek sesle müzik dinlemiyor, cam kenarına hep ben geçiyorum ve hatta başıma yastık veriyorlar desem, bence hepsi yalan olur :mad:
her uyuduğumda binbir çeşit rüya görüyorum. hepsini tüm ayrıntılarıyla da hatırlıyorum :|

> bence huzur; beslenme çantasındaki tostun varlığını bilmektir :D

> artık size bütün mobilyaların hangi modelleri olduğunu ezbere sayabilirim 8)

> bence mutluluk; tostun varlığını ikinci tenefüs, yani beslenme saatinde hatırlamaktır :)

> bıçak sırtını bitireceklerine, binbir geceyi bitirselerdi harcadılar diziyi :!:

> bence harika bişey; taze nane ;)

> günlerdir tek bir olaydan çıkardığım binbir dersten, çıkardığım tek sonuç; büyükleri üzmemek gerekir. iyiki varsın vicdan azabı ve inşallah bir daha görüşmeyiz :!:


02
Nis
2008

tırtıl zamanı

bu nisan günü bana delik deşik bir dut yaprağını hatırlattı. kutunun içindeki delik deşik dut yaprakları da tırtılı. o zamanki ellerimiz küçüktü ve tırtıl yanlışlıkla avucumuza değecek olsa gıdıklanırdık.

kelebek dediğimiz şey; bunalma anında içimize derince çektiğimiz, tertemiz mis kokulu bir hava gibi.

tırtılınkide güzel ölüm, biz de ölünce çiçek filan olsak.


05
Şbt
2008

yoldaki işaretler serisi

safer ayının birinci gününde -bundan habersizce- seferde oluşumun tekabülünü kendime açıklamaya çalışıyorum. bazen böyle şeyler oluyor. eğer biliyorsak işareti üzerimize alınabiliriz, eğer bilmiyorsak kimbilir nasıl da farketmeden geçip gideriz. günlerdir üç-beş saatlik uykuyla bir sonraki uyku girdabına girmelerin, bu düşünce ağrılarının, bu baskıların, bu günlerin, bu gecelerindeki yürüyüşlerin ve bu kadar çok çiçeğin bir anlamı olmalı.
ben anlasam yeter.


01
Şbt
2008

ben bu şarkıyı sana yazdım’

sanırım hergünümüz Allah’ın yarattığı şeylerden bihaber geçmekte direniyor. ya da teker teker haberdar oluyoruz. bu haber alma hâlini kendimiz ayarlayamadığımız için; bu vakitte, bu saatte, burada karşılaşmanın bir anlamı olmalı deyip, yâhut nasıl daha önceden haberim olmadı deyip, demek bu zaman en iyi zamanmış deyip, belki de haberdar bile olmadan bilmeliydin bu güzeli deyip, belki de her defasında defalarcasına gördüğün aynı şeyi, aynı şeyi bin parçasına bölüp bölüp, hayran hayran şaşırmalısın deyip, bu nasıl bir “ara”lıktır, bu nasıl bir “orta”lıktır , bu nasıl bir köprüdür deyip,
kendi kendimize sorularımızın, kendi kendine cevaplarını bilmeye bilmeye, kabulleniyoruz.
Allahım sen olmasan kimin aklına gelirim ben diyen şair kim için söylemiş o şarkıyı, bu şiir kime yazılmış.

‘cem adrian


31
Ock
2008

bilinç yarası

okuldayken, bilgi, düşünce genişliği ve akıl bakımından keşke biraz daha “olsaymış” dediğim hocalarımın, nasıl olupta orada olabildiklerine hayret eder, söylesemde anlamayacak zaten diye düşünüp, haklı olduğum meselelerde bile konuşmaktan vazgeçtiğim zamanların aynısını bugün pınar kür’ü seyrederken yaşadım. dar ve geri kafalılığı yüzünden bildiğinden şaşmayan, yine kendinden başka birşey göremeyen ego şişmanı teyze rolünü oynayıp tırnaklarımı yedirtmiştir.

okul zamanında hocalara söylemeyip mazideki yaralarım - bilinç altındaki baskılanmış cümlelerim- bu hanım’ın sayesinde yavaş bir terapi gibi ortaya çıkıyor. sorun şu ki terapiye ihtiyacı olan aslında ben değildim :)

ne oldu bana deyip hiçbir şey düşünmeme günlerime geri dönmek istiyorum.


30
Ock
2008

hasret

” eğer cennete gidersek, seninle birgün, nar ağacının altında buluşalım olur mu?”

(bir kitabın bilmem kaçıncı sayfasında)

“geceyi aşığa sığınak ve azab kuyusu yapan Allah’a şükürler olsun.”

(başka bir kitabın arka kapağında)

(şarkı; bu kitabın tam da bu sayfasında, bugünün gece yarısında, kışın tam ortasında, karın baharında..)


29
Ock
2008

gariplikler normali

aslında birçoklarının hafta içi denilen zaman müddetinde, hayalini kurup bekledikleri hafta dışı/sonu günleri yine bazı birçokları için geçerli değildir. geçen bir ay boyunca benim içinse hiç geçerli değildi. onun yerine salı, çarşamba ve diğer muhtelif günler bizim evde oturduğumuz günler oldu. zaten günleri bölmekde zaman kaybı gibi, yani şu günler çalışırız şu günler tatil yaparız demek, biraz ömürden çalmak demek bana göre. çünkü böyle gruplayarak hayatımızı; standart, düz, sıkıcı bir yaşama dönüştürürüz.gibi gibi.

herneyse. bunlar garip gelebilir ama yağmurda koşmayan bizim gibiler için gariplikler daha güzeldir. ikinci herneyse. işten eve dönerken yürüdüğüm yolda, kimi zaman köpeklerden kimi zaman arkamı dönüp hiç ne olduğuna bakamadığım, çalıların arasında sadece kıpırdanma sesini duyduğum birşeyin, köstebek, kirpi ya da hiç bilmek istemediğim bir çeşit sürüngenden kaçarcasına olağanca hızımla yürürken, bir atla burun buruna geldim. sonra bu harika şeyin benim yolumdan gitmesine izin vererek -elbetteki korkudan- yolumu çevirdim. herkesin araba kullandığı, benimse ayaklarımı kullandığım yolda atla gitmekte güzel birşey olsa gerek diye düşündüm.

üçüncü herneyse. birkaç arkadaşımla marketten çıkarken, ve ilk defa gördüğüm bir parkın hakkında güzelmiş diye düşünürken, arkamızdan bir adam ” bayan çorabınızı düşürdünüz ” diye bağırdı. o anki halim ne akıl olarak ne de ruhi bakımdan, “çorap düşürmenin” nasıl olabildiğinin tahayyüllüne bile varamazken, marketten alınmış bir çorabın düştüğünün anlaşılmasıyla karşımızdaki adamında duruma içten içe gülmesiyle bu garip günler zincirini tamamlamış olduk.

burada gökten büyük pamuk topları halinde yağan kar var. kar; birçok insanı aynı anda mutlu edebilen birşeydir diye daha önce kaç kez söylediğimi ve daha sonra kaç kez söyleyeceğimi bilmeden, huzurun; hazırlığı bitmiş bir kahvaltının, bardağa dökülen ilk çayının sesinde olduğunu keşfettim.


10
Ock
2008

abdest alma sınırsızlığı

vakti, zamanı gelmişse suyu bulduğunuz yerde abdest alırsınız. su bulamazsanız toprak da olur.

müzede, alışveriş merkezinde, kafelerde vesaire heryerde abdest alınabilir. abdesti nerede alacağımız konusunda -hijyen gerekleri hariç- herhangi bir sınır yoktur. yok bu hoşunuza gitmedi iki büklüm, dengede durmaya çalışarak (mecburiyetten) lavaboya kaldırılan ayaktan rahatsız oldunuz o halde heryere abdesthaneler koyun hepimiz rahat edelim. ayrıca müzede orada burada, herhangi bir yerde abdest almanın sebebi kimseyi “azınlık” hissettirmek ya da gövde gösterisi yapmak değildir. adı üstünde abdesttir, güzel temizlik manasındadır. sizin asıl bozulduğunuz; sizinle aynı yere gelmiş birisinin, her fırsatta küçümsediğiniz insanlar cinsinden olmasına tahammül edemeyişinizdendir.inancımızın gerekleri belli binaların içine sıkışmış değildir, heryerdedir. daha fazla söze lûzum yoktur.

bu kadar basit olmasak keşke.