'yatsı vakti' Departmanı


30
Ock
2008

hasret

” eğer cennete gidersek, seninle birgün, nar ağacının altında buluşalım olur mu?”

(bir kitabın bilmem kaçıncı sayfasında)

“geceyi aşığa sığınak ve azab kuyusu yapan Allah’a şükürler olsun.”

(başka bir kitabın arka kapağında)

(şarkı; bu kitabın tam da bu sayfasında, bugünün gece yarısında, kışın tam ortasında, karın baharında..)


08
Ock
2008

ay vakti

ramazan ayının hep kışa gelmesi alışkanlık yapmış, bugünlerde akşam ezanına denk gelen her yemekte ramazandaymışız gibi geliyor.

soğuk da teravih namazlarını hatırlatıyor. daha dolmamış bir caminin balkon kısmından aşağıya perde arasından az biraz bakıp, ön taraftaki yerlerde durmaya çalışarak, başımızı yere koyduğumuz andaki halı kokusunu ve cemaatin topluca amin deyişiyle, cılız sesli çocuğun geç kalmış bütün seslerin arasından sıyrılan amin deyişine gülümsemeyi özlüyorum.


07
Ock
2008

trt 2 saati

trt 2

saatimin birisinin pili bitti, birisi bozuldu. duvar saatiminde pili bitti.

çalışmadığım günler saate bakma ihtiyacı hissetmediğim için bunlara bilerek ve hatta birazda isteyerek bir çare bulmadım.
çalıştığım günler içinse telefonun saatini ayarlamam yeterli. telefonun da saati hat değiştirmekten mütevellit hiç doğru saate ayarlı değildir. bu sebepten saate hep trt 2′ den bakarım, saat konusunda en güvendiğim yerdir. eğer dışarda bir yerde saate ihtiyaç duymuşsam önce önünden geçtiğim saatçilerin saatlerine bakarım. sonra saatçilerin bu kadar çok saati aynı anda çalıştırıp çalıştırmadıkları aklıma takılır ve nedense saatçilerdeki saat hep yanlış görünür. özellikle vitrinlerinde ayna varsa saatin diğer yarım küreye ait olduğunu, o yarım küredeki insanların o anda neler yaptıklarını bile düşünürüm.

aklımda bir türlü o saatlerin çözümlenemeyişiyle etrafta bulunan en çok rakamlı yerlere yani döviz bürolarına bakarım. kırmızı dijital ışıklı rakamların hangi para birimine ait olduğunu anlayamadan onların da saat olmadığını anlarım. birisine saat sormayı hiç aklımdan geçirmem. hayatımda kime saat sorduysam saati yoktur, hatta benim gibi saat arıyordur. dünyada benden başka birinin de aynı sorunu taşıdığını bilmek istememenin yüzünden hiç sormaya teşebbüs etmem.

böyle yürürken başka vitrinlerin içine sanki başka bişeylere bakıyormuşum gibi içerde saat var mıdır diye bakarım, ki bu yöntemle içerdeki biriyle gözgöze gelmek ve amaca erişemeden oradan uzaklaşmak en muhtemel şeydir.

bu çaresizlikle zaman denen şey ve dahi bütün insanlık saati öğrenmekten vazgeçtiğimi düşünebilir.
vazgeçmem, bi arkadaşımı arar saati sorarım. onun da saatinin pili bitmiş olduğu için o da saati trt’ 2 ye sorar.
herdaim saati üstündedir, teşekkürler trt 2 ;)


03
Ock
2008

pınar kür hakkında

önyargılarımın son yargılarım olmasından hep korktum. bazen bazı şeyler içinse -ki bu şeylerin hepsi insandır- aklımdan acaba diye bir soru işareti çıkarıp düşündüm. uzunca bir süredir gözlemlerime ve hakkında edindiğim bilgiye dayanarak pınar kür hakkında; önyargılarını son yargıları yapabildiği ve ezberlenmiş cümlelerinin yerine yenilerini koyamadığı için (ve daha sayamadığım birsürü nedenden) hakkındaki -maalesef o’ nun gibi olmaktan korkarak- son yargımı koydum.

bir insan için son noktayı koymak doğru mudur, hayır değildir ama noktayı koyabilecek kadar bu hanım için umutsuzum.

” blogu dedikoduya alet etme, helallik iste ” diyenlere birinci cevabım; blog benim istediğimi yaparım, ikinci cevabım; bu hanıma düşüncelerimi aynen ve fazlasıyla ilettim -yazdıklarım hakkında hiç düşünmeyeceğini bile bile- , üçüncü cevabım; o hepimiz hakkında hepimize konuşuyorsa ben de sadece en azından kendi adıma konuşabilirim.

bak yine sinirlendim ama kendimi tutuyorum. çok tepkiliyim.


31
Arl
2007

anlatamadım ya neyse

dizilerin bayramlara ve benzeri günlere uyarlanması o diziden soğumam için yeterli bir sebep - ki bunun bakın beğendiğiniz hayatlar bunları yapıyor siz de aynısını yapın demek olduğunu düşünüyorum- . bayramlarda ve benzeri günlerde kanalın normalde yayında olması gereken diziyi yayınlamaması da normal günleri özlemem için bir sebep.

bu kadar seyretmekte ısrar edilecek nitelikte bir dizi/m olmamasına rağmen “özlemek” gibi harika bir eylemi adı üstünde “oyun” olan “kurmaca” dünyalar için kullandığım için de ayriyeten üzgünüm.

gökyüzünde rüzgardan kayan bulutun derdini anlatabilseydim eğer, kafalarımızın neden bu kadar karışık olduğunu da anlatabilirdim sanırım. belki. evet televizyonu kapatmak lazım. bence de.

daha iyi cümleler vardı aklımda ve zaten buraya da yazmayacaktım aslında. hem de unuttum üstelik. hangi kelimeyi kullanıp nasıl bir cümle kursamda sanki, bir peygamberi “özlemenin, hatırlamanın” yolunun bugün yapılan sözde işlerle aynı olmayacağını anlatamayabilirim.


26
Ekm
2007

kâtip

güzel yazı yazmanın gerekliliği birinci sınıf öğretmenime bağlı bir şey olsa da, bunun tadını çıkaran beşinci sınıf öğretmenim olmuştur.

sınıf kitaplığı listesinden, yarışmaya gönderilecek öğrenci şiirlerinin temize çekilmesine, panoya asılacak -yıllardır hep aynısı asılan- süslü bayram mesajlarına, herşeyi yazardım. sınıf defterinin teslimi kadar kıymetli bir ayrıcalıktı.

güzel yazan kalem uçlarına hayran, boş kağıtlarda kalemin sürtünme sesi. bir kurşun kalemi tam olarak bitirebildimmi hatırlamıyorum ama kırmızı kalemlerin boyası hep elimde kaldı. fiş defteri diye birini tanıyorum.


16
Eyl
2007

18/04/2005

Bilinmeyen bölgeleridir zamanın gece yarıları, kaçıncı kahvenin yorgunluğudur üzerinize düşen. Bir gece vakti artık uğultularından kurtulmuştur şehir, susmuştur.

Bir gece vakti eğer biraz yılgınlık varsa üzerinizde, kelimelerin birbirine karıştığını düşünmeye başlamışsanız, dünyayı kurtaran bir yazıyı okumaktan sıkılmışsanız mesela, dünyadan banane demişseniz, öylece kalmışsanız pencerenin önünde, dalmışsanız bir bir sönen ışıklarına şehrin, kalbiniz, ruhunuz ve aklınız yorulmuş demektir…

Bir adım atmak istersiniz, sınırlar vardır. Engeller vardır. Bahaneleriniz vardır. Aslında hepsi kendimize söylediğimiz gizli yalanlardır.Selamsız bir duruştur bu, hayata. Kendini unutmuşluk sarar bedeninizi. Nerede olduğunuzla, nerede olmak istediğiniz arasındaki uçuruma düşmekten korkarsınız.

Biraz uzaktan bakarsınız. Selamsız giriştir bu, hayata. Aynı doğruların farklı biçimlerde söylenişlerinden çıkan tartışmaları seyredersiniz. Yollarda aldatılmış gözler vardır. Kaldırımlarda zehirli yalanlar dolaşır. Başarılı olmanın tarifleri vardır artık kitaplarda. Aşk sayılarla tanımlanır olmuştur. Kendilerini tanımamak için yüzlerini boyayanlarla doludur etraf. Gürültü yaparak ölümü unutmaya çalıştıklarını düşünürsünüz, kelimeleri boşa harcadıklarını sonra… Duvar kenarına çökmüş bir adamın işsizliğini, sigarayı derin çekişlerinden anlarsınız. Çaresizliği duymak istemezsiniz. Güçlü olan nedense hep haksızlık yapandır ve nedense iyiler hiç biraraya gelmez.

İşte onlar selam vermeden geçilen, yitirilmiş hayatlardır.
Bir selam neyi değiştirir ki?

Böyle bakarken zamanın gidişine, bir tek insanı atlamadan geçen, her insan durağında durmayı başarabilen birilerini görürsünüz. Farklı dilde konuşsalar bile bir kelimeyle anlaşabilirler mesela. Sonradan selam milleti adını verdiğiniz birileridir bunlar. Sınırları olmayan bir millet.
Bir selam neyi ifade eder ki?
Bir selam bir tanışıklığa, bir tanıdık olmaya sebeptir. İşsiz adamla güçlü olan arasındaki eşitliktir. Gündüzlerin gece vakitlerine verdiği kardeşliktir. Bir selam kaldırım üzerinde gezinen zehirli yalanları durdurmaktır belki, susturmaktır gürültüyü.Uzaktan gelen bir unutulmamışlık ifadesidir. Bir nefese davettir. Başlangıçtır. Dünyanın her yerinde bulabilmektir, en güzeli bu milletin içinde meleklerin de varlığını hissetmektir…
Belki bir selamdır, yitirilmek üzere olan hayatların beklediği. Bir selam çok şeyi değiştirir aslında …

Sabah oldu. Güneşin ilk damlaları kaçtı gözlerine zamanın ve biz selam durduk hayata…

Selam milleti; bir selam ver rüzgara..


11
Haz
2007

yağmur

yağmur


30
Mar
2007

“Seni Özledik Efendim”

Seni Özledik Efendim…

İş, güç, yalnızlık,güneşsizlik ve günsüzlük…

Yeni yazının başlığı böylemi olsa acaba.

Ya da yazı yazamasam.

Köşe yazarlarının, entelektüellerin, düşünürlerin, gazetecilerin dönüp dolaştıkları yerleri bugün aklımdan geçirmesem diyorum.

Bugün akımların etkisi altında kalmayıp, irademin ve bedenimin secde ettiği Allah’ın Habibi için toplasam kalemlerimi ve birleştirsem.

Bütün akılların birleşip onun kullandığı bir bağlacın derinliğine erişemeyeceklerini bilerek bütün kalemlerimi toplasam ve çok bilmişliğimi, artristik kelimelerimi, felsefik tartışmaların ateşlediği nefsimi, dağ kılmak yerine dağlasam bugün…

Şİmdi sen olsaydın kelimeleri israf etmezdik, matematiği kutsamazdık. Dar düşünüp çıkar yol bulamamaktan yakınmazdık.

Sırf konuşmak olsun diye, harf sırasına göre boşluğa düşmezdik.

Şimdi aklım sarsılıyor efendim, düşüncelerim susmakta, sana ve senin kullandığın küçük bir virgülü bile fikrinin bağrına basıyor ve bastıkça parçalanıyor, dahada küçük parçalara ayrılıyor dünyanın atomları.

Şimdi sadece sen olsaydın, ve bizde sadece sussaydık. Konu sıkıntısı çeken dar beyinlerin sana koştuğunu görseydik, bilimlerini ilminle kıyaslayanların susup seni dinlediklerini görebilseydik.

Ve seni bize gönderen Allah a seninle şükretseydik,.
Şimdi sen olsaydın, dili tutulurdu dünyanın, eli ayağı birbirine dolaşırdı denklemlerin, parabollerin…

Şimdi sen olsaydın sadece sen olurdu kainat…

Efendim taptaze bir haberdir gelişin, iyiki geldin, hoş geldin.

Kutlu doğumunun yıldönümünde seni rahmetle , minnetle anıyoruz.

(S.A.V.).

umutfm