Sayfa No #2


08
Nis
2008

çılgın çamaşır makinesi

yürüyebilen çamaşır makinesi


02
Nis
2008

tırtıl zamanı

bu nisan günü bana delik deşik bir dut yaprağını hatırlattı. kutunun içindeki delik deşik dut yaprakları da tırtılı. o zamanki ellerimiz küçüktü ve tırtıl yanlışlıkla avucumuza değecek olsa gıdıklanırdık.

kelebek dediğimiz şey; bunalma anında içimize derince çektiğimiz, tertemiz mis kokulu bir hava gibi.

tırtılınkide güzel ölüm, biz de ölünce çiçek filan olsak.


28
Mar
2008

yorgun samuray

yorgun samuray/tramvay


18
Mar
2008

kimseye etmem şikâyet*

yeni ev ve çalıştığım yer arasındaki bir saatlik mesafe boyunca yeniden tramvay+otobüs içi insan manzaralarının seyrine şahitlik eder oldum. iş çıkışı özellikle bütün gece çalışıp sabah çıktığım vakitlerde bu mesafeyi ayakta geçirmek çok zor. tam da öğrenci ve işe gidenlerin olduğu bu saatte çaresizliğimden yakın bir durakta inecekmiş gibi duran bir teyze belirliyorum. uykusuz gözlerimle arada bir nerede inecek tahminleri yürütüyorum. benim inmeme bir durak kala iniyorlar genelde ya da benden daha vahim gördüğüm kişilere bırakıyorum koltuğu. geçen gün işe giderken -bu öğleden sonraki bir vakitti- iki koltuğu kaplayabilecek kadar hacimli bir teyze önümdeki boşalan koltuklara ayakta duran arkadaşlarını davet edip onlara salondaki koltuğunda misafir ağırlarcasına koltukları ikram etti. bir sonraki boşalan koltuğa adımımı atacakken de yine ne yazıkki, yine, bir önceden rezerveye maruz kaldım. yorgundum, uykum vardı ve 72. sabıra gelmiştim.

umutsuzca oturmaktan vazgeçip biraz ileri yürüdüm bu ne kısmettir ki önümdeki koltuk boşaldı. nereden ve nasıl bir hızla geldiğini anlayamadığım küçük bir çocuk oturdu bu sefer.

gerçekten vazgeçmiştim. kolum askıda kalmış, boynum bükük ve gözlerimdeki uykuyla (daha ne kadar acındırabilirim :) ) ve sanki bütün tramvayla aynı durakta indik, içerde kalıp “bu da benim, bu da benim” diye diye bütün koltuklarda son durağa kadar oturasım geldi.

ben, oturarak güne giden teyzelerin ne tür pastalar yiyeceklerini hayal ederken, yer vermemek için camdan dışarı bakanlar da kendilerini görmedim sanmasınlar.

*


18
Mar
2008

geçmiş günlerden

yazmayalı hatta bilgisayarı açmayalı okadar uzun zaman oldu ki klavyede harflerin yerini bulamaz hale gelmişim.

geçen 3 haftadır toplamda iki ev taşıdık ve ailemiz tam çitlemelik çekirdek aile olabildi sonunda. çatı katına veda etmek hiç zor olmadı benim için. bunun sebebi; insanın bir evin içinde şu köşedede şu anımız var diyeceği bir insanın olmaması belki. iki yıldır “bana sürekli bakmazsan seni de yakarım, böreği de yakarım” diyen fırınımla, uyurken sarıldığım kaloriferle, olmadı taklalarıyla beni uyandıran tavuksu güvercinlerle olan anılarımsa gözlerimi hiç dolduracak cinsten değillerdi.

taşınmanın da tuhaf bir tarafı var. uzun zaman önce kaybedilen kalemi bulma, kitapların arasına sıkışmış bir fotoğraf, ilkokul defterleri çocukluktan kalma bir kaç parça yokluğunu farketmeyeceğimiz küçük şeyler, kısıtlı eşya toplama zamanında, anlık gülümseten şeyler oluverdiler.

kısa ama yorucu yolculuktan sonra yeni eve gelmekte tam bir karışıklık oldu. neyi hangi kutuya koyduk telaşı, bütün kutular açıldı ama aradığımız şeyi hala bulamadık gariplikleri..
ve toz. sarıp sarmalanan herşeyin içine bile girecek kadar çok toz.

şimdilik uyandığımda neredeyim kafa karışıklığımın dışında herşey düzene girdi sayılır.


26
Şbt
2008

nihayet ayrılık / çok şükür kavuşma

ucu kalınlaşmış bir kurşun kalemi açmanın ferahlığında diyorumki;

iş dolayısıyla uykusuz geçen gecelerin ardından yorganı başıma çekip tam uykuya dalacakken pencere önünde taklalar atıp beni uyandıran güvercinlerden, kapısının önünden geçerken şimdi dışarı çıkacak diye korka korka bakamadığım köpekten, boyum kadar uzun olan kaloriferin az ısıtmasından ve maalesef; orta boy bir oda büyüklüğündeki yazın yıldızlara baktığımız, kışın kar topu oynadığımız terasımdan ve nihayet bu bir yıl, hayır iki yıl tamam iki buçuk yıllık yalnızlığımdan kurtuluyorum!

-ve şimdi Allahım bir isteğim daha var :)


14
Şbt
2008

yazı tahtası

yazı tahtası ders 1


05
Şbt
2008

yoldaki işaretler serisi

safer ayının birinci gününde -bundan habersizce- seferde oluşumun tekabülünü kendime açıklamaya çalışıyorum. bazen böyle şeyler oluyor. eğer biliyorsak işareti üzerimize alınabiliriz, eğer bilmiyorsak kimbilir nasıl da farketmeden geçip gideriz. günlerdir üç-beş saatlik uykuyla bir sonraki uyku girdabına girmelerin, bu düşünce ağrılarının, bu baskıların, bu günlerin, bu gecelerindeki yürüyüşlerin ve bu kadar çok çiçeğin bir anlamı olmalı.
ben anlasam yeter.


03
Şbt
2008

uyu

uyuyuyuy


02
Şbt
2008

bu akşam/korkuyorum anne

korkuyorum anne, yapma baba!

Kürek kemiği, göğüs kafesi, omurga, kafatası, tırnak, bir ağız dolusu diş… Romatizma, bel ağrısı, kemik erimesi. Bol et. Bol kemik.
Bol damar. Kilolarca bağırsak. İri göğüsler. Sarkık ciğerler. Ülser, halsizlik, ameliyat, kahkaha, tokat, küfür, tümör, aşk, gözlük, kepek. İş bulur, borç alır, altına kaçırır, yalan söyler, sivilcesini patlatır, kaşınır, öğünür. Fotoğraf çektirir, kırlara koşar, kusar, öper, güler. Ot yer, hayvan yer, kaşınır, uyur.
Üzülür, düşünür, korkar.

İnsan dediğin nedir ki? Et, kemik, yağ ve sinirden oluşur. Önemli olan kalbi hissetmektir.

filmler ikiye ayrılır; çok beğendiklerim ve orta halliler.
şimdiye kadar gördüğüm en iyi çocuk oyuncunun (çetin) elindeki ayak röntgenini köpeğe gösterip “bak çakır bu kemik kap” demesine aslında bundan da çok “ona şaka yaptım, tabi yerse diye” demesine, ya da “al sana cebimden bi sünnet vereyim ” demesine yani aslında hangisine güleceğimi bilemedim. sanırım çok beğendiğim filmleri de ikiye ayırıp bu filme en beğendiğim diyebilirim :)