.

.

July1

Gabriel Faure-Pavane Op. 50 violin

yani evet, portakal ağaçları çiçek açmış da o bahçede yürüyormuş gibi.

bura dünya – 2

May20

yarın ankara’ da 2 sınavım var. sınav zamanları yıllardır hiç değişmemiş meğersem. hep bi temizlik yapma, gereksiz yemek yapma, kitap okuma, hiç seyretmediğin diziyi seyretme..

doğru düzgün çalışmadım. insan biraz pişman olur, vicdan azabı çeker.

o da yok.

ilanen duyrulur

May16

bu fotoğrafı ben çekmedim. bu göle neredeyse bir km yol kala benim yerinde ve hatta çok yerinde korkularım yüzünden gidemedik. arabanın kuvvetle muhtemel geri gitme, takla atma ihtimalleri, tekerin hemen 1 cm ötesindeki uçurum.. dağın tepesinde hayal ettiğim göl meğer arkasındaymış ve o kadar çıkılan dağın bir de inişi varmış. iyiki de gitmedik. iyi ki de. iyikide.

o yolu düzeltsinler, fiziğe aykırı.

bura dünya -1

May13

iklim değişiklikleriyle birlikte ” buranın nesi meşhur? ” adlı büyük bir geziye çıktık. aslında bir diğer adı “vedat milor olsam nereye giderdim” de olabilirdi. kaldı ki her şehir için bir blog yazısı aradık ama bulamadık, vedat milor imdadımıza yetişti.

Gezi sıralamasında en sondan 2. , ilk yazı durağım olan şehir Kayseri. diğer şehirlerin aksine (elma, üzüm, mandalina gibi.) bu şehrin tam orta yerinde bir mantı, sucuk veya pastırma heykeline rastlamadım. Konya’ ya çok benzettik. beklemediğimiz ölçüde ucuz, beklentimizi karşılayacak kadar güzel bir otelde kaldık (nüzhet otel)

pek tabi nerede? ne yenir? sorusunun cevabını vedat milor’ den aldık: kaşık-la

buraya kadar geldik, tabi ki mantı yeriz derken toyota tabağı dikkatimizi çekti. ilk açıldığı yer toyota galerisiymiş oradan almış ismini. “toyota gibi adam ” sözüyle güven timsali toyota, bu tabağa olan güvenimi de sarsmadı.

ve işte beklenen an! mantıyı çok sevmem ama güzeldi. saat 21.30 du. kilolar bizi bekliyordu.

ve işte hayal kırıklığı ! bence limon ancak balığın üstünde güzel duruyor. pastırma kendi başına zaten güzel.

aldım cevabımı

April29

öğle arasını az biraz geçkin bir vakitti. O telefonunu arabada unutmuş, benimse şarjım yoktu (her zamanki gibiydik). gmail desen filtrelenmişti. konuşacak bir yer yoktu. sonra ben parlak bir fikir keşfettim.

şu an kelimeler çok kifayetsiz.

kelime salatası

April28

bu haftanın konusu şizofreni ve psikotik bozukluklar. çok kalın bir kitabın özetini bitirmek üzereyim ve bakışlarım artık donuk. bazen kendi kendime gülümsüyorum ve her an saldırganlaşabilirim. dünyanın en ilginç hastalığı bence bunlar. zaten bir de çay isteyemiyorum. of demem.

ne zamandır şu soruya verilecek cevabı düşünüyorum bugün yazayım artık dedim:

direk çocukluğumdan başlayayım;
1- toplamda 5 senelik ilkokulu 4 farklı şehir ve okulda okudum. mesela birinci sınıfım ağrı dağının eteklerindeydi. hep takdir aldım ve hiçbir şeye yaramadı sonra :P
2- çok sakin göründüğümü söylerler (sadece görünüş, aldanmayın)
3- karşıdan karşıya geçmek en büyük korkularımdan biridir (herkes biliyor aslında)
4- hep ertelerim, sonra çok pişman olurum ve yine ertelerim
5- hayvanları uzaktan severim ( bir kez kaplumbağaya dokundum)
6- çaydan başka madde bağımlılığım yok. hatta nasıl olduğu bile hiç önemli değil. açık, demli veya daha demini almamış, hiç mühim değil getirin içerim.
7- bazen çok inatçı oluyormuşum.
8- hiç süt içmem.
9- artık hiç kitap okuyamıyorum.

9 tane olmuş aklıma gelirse buraya ekleyeceğim. düşüniyim.

bilmediklerinizi de sorun arkadaşım.

5300 gr

April25

Selam gençler!
Ne yazim, ne yazim de cümleye “uzun zaman oldu .. ” diye başlamayayım diye düşünüyordum. şu ana kadar bir baş cümle bulamadığımdan konuya pat diye başlıyorum; çok değişik, çok süper haberlerim var aslında, mesela bir koltuk sahibiyim artık ama neyse ki hala hepimizin bir gün emekli olacağı gerçeğini, unutmadan sahip çıkıyorum oraya. artık çayımı getiren biri var diye de hava atacağım ama o, işte o biraz zor oluyor. yaşça benden çok büyük ve çay tepsisini sanki bir ömür boyudur taşıyormuşcasına kamburlaşmış bir amcadan çay isteyemiyorum. çok utanıyorum. yani misafirim olursanız bir zahmet çayımızı termosta demleyip getiriverin canlarım.

bugünlerde çok sıkıntılıyım. ne alaka olabilir bu haberlerden sonra ama acayip bir şey. dolunaydan mıdır, burçtan mıdır bilmiyoruz. araştırıyoruz habire. neyse işte bunları düşündüğüm tam bu sırada elimde önce ahududulu sonra karamelli dondurmayla şu yazıya rastladım, ben çok güldüm siz de gülün :

” Dünyadaki toplam kilo aşağı yukarı sabittir ve tıpkı enerji gibi asla kaybolmaz. Çünkü bir insanın verdiği kiloları aynı anda bir başkası alır. Mesela Sibel Can’ ın verdiği kiloları, sanatçının bu yeni halini televizyon karşısında bir şeyler yiyerek onaylayan (“Ooo çok zayıflamış!”) bir başka kadın alır. Bir iki ay sonra bu kadının verdiği kilolarıysa Sibel Can geri alır. Bir ömür boyu düzenli kilo alıp vermek kolay değil. Sibel can bir batında 6-7 kilo alıp vermeyi, nefes alıp verme ritminde başarabilen ve kilo alıp verme maceralarını bizlerle paylaşabilen samimi bir sanatçı. Vücudu tamamen stabil olmasına rağmen Ebru Şallı gibi belirsiz gramajlar yüzünden ortalığı telaşa verip sağa sola pilates topu yuvarlamıyor. Onun için kilo alıp vermek bir yaşam biçimi. Neşe içinde alıp veriyor kilolarını. ”

Fırat Budacı, 100 gram, Uykusuz.

April2

bir de çok çalışınca oluyormuş.

ceryan

January31

kucağımdaki bilgisayarın, uzakta olan prize takılı kablosunun, beni çarpmasından çok korkuyorum. 3 günlük dünya.

elektrikli battaniye ile de hiç işim olmaz. ütü de çok korkunç.

luli luli ah tatlı luli

January7

çok güzel uyku şarkısı.

ya bu deveyi güdemiyorduysan, ya bu diyardan da gidemiyorduysan en iyisi uyumak.

« Older EntriesNewer Entries »